Kıyamet ile sonuçlanan deney: UNİVERSE 25

universe 25

Bildiğiniz gibi yaşadığımız son birkaç yüzyılda insan popülasyonu bir milyardan sekiz milyara kadar geldi. Bu durumun yani nüfusun yaklaşık 8 katına çıkmasının kıtlık benzeri sorunlara yol açabileceği yıllardır tartışılıyor. Hatta tartışılmakla kalmayıp çeşitli teoriler de ortaya atılıyor. Bu teorilerden biri olan Malthusçuluk ekonomik doktrinine göre hareket eden bazı çevreler; kaynaklar tükendiğinde sürdürülebilir bir nüfusa ulaşılana kadar insan popülasyonunun kendisini kitlesel ölümler ile kontrol edeceğini düşünüyor.

Sanayi devriminden itibaren gelişen tarım tekniklerinin katkısıyla insanoğlunun 10 milyar nüfusu besleyebilecek yeterli besini üretebilme kapasitesine sahip olduğu biliniyor. Her ne kadar bu kapasitede üretim yapabilme yeteneğimiz olsa da mevcut gıda pek de eşit dağıtılıyor sayılmaz. Afrika’da yaşanan açlık bize yeterli gıdayı üretebilme kapasitemizin olmadığını düşündürse de bizler her zaman ihtiyacımızdan fazlasını üretebilme kapasitesine sahiptik.

Ancak kaynakların bolluğunun bilinmesine rağmen 1970’lerde bir davranış araştırmacısı farklı bir soruya cevap vermeye çalıştı: Tüm ihtiyaçlarımız karşılanırsa, toplumda nasıl bir değişiklik olur? Universe 25 ismi verilen araştırma işte bu sorunun cevabını aradı.

universe 25

Universe 25 deneyine göre sonuçlar korkunç!

Araştırmacı John B Calhoun’un kemirgenler üzerinde başladığı Universe 25 deneyinde biz dizi test uygulamayı başardı. Bu çalışmada üreme bakımından herhangi bir sorunu olmayan dört çift fareyi, vahşi doğada ölüme yol açacak tüm etmenlerin ortadan kaldırıldığı gıda ve içecek bakımından sınırsız imkanlara sahip olunan bir ütopya içine yerleştirdi. Hatta Universe 25 deneyinde bir adım ileri gidilerek dışarıdan herhangi bir hastalığın bu ütopyanın içine girmesi bile engellendi.

Universe 25 deneyi başlatıldığında ilk sonuçlar beklenilen gibi oldu. Fareler yiyecek ve barınak bulmak için harcayacakları enerjiyi üremek için kullandılar ve yaklaşık 55 günde bir ütopyadaki nüfus 2 katına çıktı.

Sadece 4 fare ile başlayan Universe 25 deneyi 620 fareye ulaştığında nüfus artış hızı düşmeye başladı ve fareler arasında çeşitli gruplanmalar oluşmaya başladı. Bu gruplarda kendilerine gidecek yer bulamayan fareleri ise John B Calhoun şu şekilde ifade etti: “ doğal ekolojik bir ortamda olayların normal seyrinde, ölmekte veya yaşlanmakta olan beraberlikleri değiştirmek için gerekenden biraz daha fazla hayatta kalınır, sosyal bölge bulamayan aşırılıklar göç eder”

Calhoun’un açıklamaları her ne kadar mantıklı görünse de Universe 25 deneyi kapalı bir ütopya olduğu için buradaki fazlalık göç edemezdi. Kendilerini hiçbir sosyal role ait hissetmeyen fareler izole olmak zorundaydı.

Universe 25 deneyi savaş alanına dönüşüyor!

Sosyal olarak kendini izole eden erkek fareler geri çekilmeye ve ütopyanın merkezinde bulunan büyük havuzların çevresinde toplanmaya başladılar. Bu bölgede diğer erkek farelerin saldırılarına uğradılar. Saldırılara cevap vermeyen izole erkek fareler hareketsiz halde saldırı yapmayı beklediler. Bu sırada kendini izole eden dişi fare grubu oluşmaya başladı. Bunlar da kendilerini havuzun etrafına çektiler. Günlerini çoğunlukla temizlikle geçiren dişi izole fareler, çiftleşmekten kaçınıp kavgaya karışmadılar. Ayrıca sürekli temizlik yaptıkları için diğer farelere kıyasla tüyleri daha ilgi çekiciydi. Bu nedenle araştırmacı, izole dişi fareleri “güzel olanlar” olarak adlandırdı.

Universe 25 deneyinde fare davranışlarının bozulması sadece izole erkek fareler ile alakalı değildi. Zamanla alfa erkek fareler de son derece saldırgan hale geldiler. Ortada hiçbir sebep yokken başkalarına saldırmaya ve düzenli olarak tecavüz etmeye başladılar. Bu saldırılar öyle hal aldı ki süreç boyunca sıkça fare yamyamlığı da gözlendi.

Farelerin bütün ihtiyaçları karşılanmasına rağmen veya bunun yüzünden mi bilinmez anneler yavrularını terk etmeye başladılar. Ayrıca anne fareler yuvalarına izinsiz girenlere karşı oldukça saldırgan hale geldiler ve normalde yuvayı koruması gereken erkek fareleri ütopyanın diğer bölgelerine sürdüler. Toplumsal davranış bozulması bununla da kalmadı. Anne fareler düzenli olarak yavrularını öldürmeye başladı ve bu yüzden bebek ölüm oranları %90’a kadar ulaştı.

universe25 1

Bütün bu olanlar “ütopya”nın çöküşünün ilk aşamasıydı. John B Calhoun’un “ikinci ölüm” olarak adlandırdığı aşamada ise krizin başladığı süreçte doğan ve büyüyen fareler hiçbir zaman olağan fare davranışlarını öğrenemediler. Bu farelerden birçoğu çiftleşmeyi reddetti, tek tabanca takılmayı tercih etti.

Universe 25 deneyi 3000 fare kapasiteli bir ütopya olarak planlansa da nufüs 2200’de zirve yaptı ve zirveyi gördükten sonra nüfus düşmeye başladı. Kriz ortamında farelerin çoğu üremekle ilgilenmedi ve bir kısmı savaş ortamında kendi ordularını kurdu. Bu savaşlarda ölümlerin yanı sıra yamyamlıklarda gözlendi. Savaş ortamında düşen doğum oranı ve artan bebek ölüm oranı bir araya gelince tüm koloninin soyunun tükenmesi artık kaçınılmaz olmuştu.

Sınırsız yiyecek ve içeceğin olduğu bu ütopya bir çeşit fare kıyametine dönüşmüştü. Bu durumu araştırmacı Calhoun “davranışsal çöküntü” olarak nitelendirdi ve sözlerine şu şekilde devam etti:

“Bir fare kadar basit bir hayvan için, en karmaşık davranışlar birbiriyle ilişkili kur yapma, anne bakımı, bölgesel savunma ve hiyerarşik grup içi ve gruplar arası organizasyonu içerir.”

“Bu işlevlerle ilgili davranışlar olgunlaşmadığında kıyamet kaçınılmazdır”

John B Calhoun bu deneyin insanlar üzerinde de geçerli olabileceğini hayatı boyunca sıklıkla dile getirdi.

Universe 25’ten yıllar sonra kıyamete dönüşen bu deneyin sonuçlarını kabul etmeyen ve kendi teorilerini ortaya atan bazı düşünüler de ortaya çıktı. Tıp tarihçisi Edmund Ramsden’e göre ütopyanın kıyamete dönüşmesi yoğunluktan değil aşırı sosyal etkileşimden kaynaklanmıştı. Yine bazı çevreler de bu deneyin insanlara uyarlanamayacağını ve önemli olanın gıda kaynaklarının miktarının değil nasıl yönetildiğinin olduğunu vurguladılar.

Yazı dolaşımı

Mobil sürümden çık